Şehir parçalardan oluşur ve bunlardan herbiri şehre karakterini verir; şehir aynı zamanda, etrafında binaların toplandığı birincil öğelere sahiptir. Anıtlar şehir dinamiğinde sabit noktalardır, bu özellikleriyle de ekonomik yasalardan daha güçlüdürler. Bugünkü biçimleriyle birincil öğelerin ise öyle olması gerekmez. Bu anlamada, anıtların özünü oluşturan yazgılarıdır; bu yazgının hangi noktada öngörülebileceğini söylemek çok zor olsa da. Bir başka deyişle, hem kalıcılık gösteren kentsel artifaktları hem de henüz o kadar kalıcı olmayan birincil öğeleri şehrin oluşmasında olmazsa olmaz koşulları olarak ele almak gerekir; bu hem mimarlık hem de politik açıdan böyledir. Dolayısıyla, birincil öğeler içkin değerleri ya da tekil tarihsel durumları yüzünden anıt değeri kazandıklarında, bu olguyu tam da şehrin tarihine ve hayatına bağlamak mümkündür.
...fransız üniversitesi'nin düşünsel ve manevi hiçliğini anlamamı sağlayan, onun mimari hiçliğiydi.
....Bu mimari yapıtların anıtsal karakterinden söz etmiyorum, üzlup özelliklerinden de. Kastettiğim şey varlıkları, binaları, tarihleri, bir başka deyişle kentsel artifaktların doğası. Kentsel artifaktların kandi hayatları, kendi yazgıları vardır. Bir hayır kurumuna gittiğinizde duyduğunuz üzüntü neredeyse somut bir şeydir; duvarlardan, avlulardan, odalardan yayılır. Parisliler Bastille'i yakıp yıktıklarında kötü muameleyle, üzüntüyle dolu yüzyılları siliyorlardı; bunun maddi biçimiydi çünkü Bastille.
Bu bölüm başında, kentsel artifaktların niteliğinden söz etmiştim. Bu tür bir çalışmayı öneren yazarlardan Levi-Strauss nitelik düşüncesini tanımlarken ve Öklidci ruhumuz niteliksel bir mekan anlayışına isyan ediyorse da, bunun varlığının bizden bağımsız olduğunu betimlerken herkesten ileri gitmiştir. 'Nasıl ses ve kokuların renkleri, duyguların ağırlığı varsa, mekanın da kendine özgü değerleri vardır. Bu tür -karşılıklılık-lar arayışı şairane bir oyun ya da mistifikasyon değildir... Bu -karşılıklılıklar- araştırmacıya bugün bile zengin verim alabileceği yepyeni bir alan açar. Kentsel artifaktlardaki nitelik kavramı zaten gerçek araştırmadan, gerçeğin somutluğundan doğmuştur. Mimarinin niteliği-insan yaratısının niteliği-şehrin anlamıdır. Bu yüzden, şehri anlamamızı mümkün kılan birkaç tarzını araştırdıktan sonra, kentsel artifaktların en özeli en içsel karakteristik özelliklerine geri dönmeliyiz; ben de sonraki bölüme kentsel artifaktların bu yönleriyle, bunların mimariye en yakından bağlı olanlarıyla başlayacağım.
Bitirirken, anıtları coğrafi anlamda birincil öğelerden ayıran şeyin nitelik ve yazgı olduğunu vurgulamak isterim. Bu iki parametrenin rehberliğinde, hem insan topluluklarının davranışları hem de şehirdeki birey üzerine yapılacak çalışmalar çok zenginleşebilir. Farklı çizgide de olsa Amerikalı Lynch'in çabalarından söz etmiştim; umarım bu tür deneysel araştırmalar daha da ileriye götürülür ve şehir psikolojisinin bütün yönlrti için önemli malzemeler ortaya koyar.
Bu nitelik kavramı aynı zamanda -ne ırk miti ne de dil ya da din topluluğu kavramlarının yeterince karşıladığı-alan ve sınırlar, politik alan ve sınır kavramlarında da ışık tutabilir. Burada, bir araştırma taslağı öneriyorum sadece; psikoloji, sosyoloji ve şehir ekolojisinden mutlaka birçok katkı gelecektir. Yine de bu çalışmaların yeni anlamlarını, maddi gerçekliklere ve şehirlerin mimarisine daha çok dikkat ettiklerinde kazanacağı kanısındayım. Kentsel artifaktlardan söz edebileceğimiz genelbir çerçeve oluşturmadan şehrin mimarisini, bir başka deyişle mimarinin kendisini incelememiz mümkün değil artık. Yeni bir yaklaşım tarzının gereğinden söz ederken, işte bunu kastetmiştim.
30 Mart 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder