.........
Bir gece Lou ile odasında oturmuş içiyorduk. Kirasını bir hafta geciktirmişti, benimse hemen ödemem gerekiyordu. Ucuz şarap içiyor, sigaralarımızı kendimiz sarıyorduk. Lou'nun sigara sarma aleti vardı, hayli düzgün çıkıyorlardı. Dört duvardı önemli olan. Dört duvarın varsa bir şansın vardı. Sokağa düştün mü o şansını da yitiriyordun, ellerine geçiyordun, teslim oluyordun. Pişiremeyeceğin bir şeyi neden çalasın? Sevişecek bir yerin bile yokken sevişecek birini nereden bulacaktın? Sefilhanede nasıl uyuyacaktın? O kokuya nasıl dayanacaktın? Ya deliliğe? Otuzbir bile çakemezsin. Dört duvar şart. Bir insana dört duvarını garanti et, bir gün dünyaya hakim olabilir. Endişeliydik anlayacağınız. Duyduğumuz her ayak sesi ev sahibemize aitti sanki. Gizemli bir ev sahibemiz vardı.Kimsenin henüz düzmeyi başaramadığı genç bir sarışın. Sonunda bana geleceğini ümit ederek soğuk davranıyordum ona. Geliyordu ama sadece kira istemeye. Bir yerlerde bir kocası olduğunu duymuştuk ama adamı gören yoktu. Neyse, hapı yutmuştuk ve evsahibemizi düzebilirsek sorunlarımızın son bulacağını sanıyorduk. İçinde yaşayan bütün kadınları düzmenin doğal sayıldığı bir binaydı, görev bilirdik hatta. Ama bu hatun oltama gelmiyor, özgüvenimi sarsıyordu. İşte, Lou ile oturmuş şarap içiyor, sigara üstüne sigara yakıyorduk ve duvarlarımız sallanıyordu. Böyle zamanlarda en iyisi konuşmaktır. İyice zırvalar, şarabını içersin. Ödlektik çünkü yaşamak istiyorduk. Çok kötü şartlarda yaşamak istemiyorduk ama yaşamak istiyorduk gene de.
........
'ölüler böyle sever' kitabında ,aynı adlı hikayeden
charles bukowski
27 Mayıs 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder