26 Aralık 2009 Cumartesi

TARİHİ KENTSEL DOKULARDA YAŞAM KALİTESİNİN ARTIRILMASINDA ULAŞIM SORUNU İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ


Erdoğan YAŞLICA Nihal ŞENLİER Seda ÇALIŞIR Ozan HOVARDAOĞLU
G.Ü. Mim.Fak. G.Y.T.E. Mim. Fak. Erciyes Ü. Mim. Fak. Erciyes Ü. Mim Fak
Şehir-Bölge Pl.Bölümü Şehir-Böl. Pl. Bölümü Şehir-Böl. Pl. Bölümü Şehir-Böl. Pl. Bölümü
Ankara Gebze Kayseri Kayseri


Özet

Kentler, fiziki–yapılaşmış çevre ve içinde barındırdıkları toplumsal–kültürel çevre ile bir bütün oluştururlar. Sürekli değişim ve gelişim halinde olan toplum ilişkileri, kensel dokunun da yeniden tanımlanmasına, üretilmesine neden olur. Tarihi kentsel dokuyu oluşturan kullanımlar, bulundukları dönemin sosyal, ekonomik gereksinimlerini karşılamak üzere yapılmışlardır. Değişen yaşam biçimleri, yönetim yapısı, kapital gücü, nüfus artışı, göçler vb.leri farklı istemler doğurmuş ve farklı yaşam mekanlarının oluşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve gelişim sürecine koşut, tarihi kentsel dokuların da günümüz gereksinimlerini karşılaması ve çöküntü alanları haline dönüşmemesi için çevre ve yaşam kalitelerinin artırılması gerekmektedir. Bu amaçla geçmişle gelecek arasında bir köprü kurarak, kimlik olgusunu koruyan, koruma – geliştirme – yenileme amaçlı çözüm önerileri üretilmesi zorunludur.

Toplumların kültürel yapıları, sosyo – ekonomik yaşam biçimleri ve bu bağlamdaki değişimlerin en etkin algılandığı alanların başında sokaklar gelir. Sokaklar, toplumların işlev ve kültür etkileşimi açısından yoğun faaliyet gösterdiği alanlardır. Bu bağlamda, tarihsel mekan kullanımının günümüz koşullarıyla ilişkilendirilmesi – yaşam kalitesinin artırılmasında sokak düzenlemesinin önceliği ve önemi ortaya çıkar. Bu anlamda; tarihi mekansal dizgelerin – toplumsal yaşam kalitesini artırmak için – toplum yaşamı ile ilişkilerinin benzeşen – ayrışan, tümüyle geçersizleşen yönlerinin saptanması yaklaşımı ile çözüm önerileri üretilebilir. Ancak kentlerimizde, otomobilin günlük yaşama girmesiyle, araç sahipliğinin hızla artması ve kentlerin şekillenmesinde ulaşımın etkin duruma gelmesi sonucu, insan ve atlı dolaşımına göre şekillenmiş tarihi kent dokularında adaptasyon sorunları yaşanmaktadır.

Günümüzde tarihi kentsel dokuların yaşanabilir mekanlar haline getirilmesi için işlev değişikliğine gidilmektedir. Bu işlevler ise genelde turizm amaçlı olmaktadır. Bu dokuların kullanıcıları ise; dinlenebileceği, alışveriş yapabileceği ve motorlu taşıt trafiği tehdidinden mümkün olduğunca uzak olabileceği yerler istemektedirler. Böylece biçimlenen ulaşım istemi sonucunda oluşan hareketliliğin de planlanması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Bu çalışma kapsamında ülkemiz ve diğer ülke kentlerindeki tarihi kentsel doku örneklerinden yola çıkılarak ulaşım sorununa yönelik çözüm önerileri irdelenmekte; yaya – taşıt birlikteliği ve ayrımı ele alınmaktadır. Tarihi kentsel dokularımızda ulaşım sorununu çözücü öneriler olarak, kısıtlı kapama, durultma, yayalaştırma ve paylaşımlı yol düzenlemesi konuları irdelenmekte; çeşitli örneklerden yararlanılarak tarihi dokuya uyum süreci belirlenmeye çalışılmaktadır. Tarihi kentsel dokuların, sürekli değişen ve gelişen günümüz koşulları içerisinde çevre ve yaşam kalitesinin artırılması için öncelikle doku içerisindeki ulaşım sorunlarının çözülmesinin önemi ve gerekleri ortaya konulmaktadır.


1. Giriş

Kentlerde tarih boyunca süregelen sosyal-kültürel-ekonomik değişim / dönüşümler, fiziki mekanlarında da sürekli farklılaşmalara neden oluşturmaktadır. Bu oluşum bir anlamda bir yeniden üretim sürecidir. Toplumsal ve mekansal olarak ortaya çıkan bu yeniden üretim ise bir müdahaleler süreci olarak ele alınabilir.
Yeniden üretim genel anlamda içsel ve dışsal müdahaleler olmak üzere ikiye ayrılabilir. İçsel müdahale, doku içerisinde yaşayan kullanıcıların, değişen gereksinim, istem ve ilişkileri bağlamında ortaya çıkan müdahalelerdir. Kullanıcı, çoğu zaman bilinçsiz olarak dokudaki yapıları ve çevreyi bozucu müdahalelerde bulunmaktadır. Dokunun yakın çevresindeki yeni yapılaşmalara benzer yapılar oluşturarak ya da alanı terkederek, sonuçta dokunun bozulmasına veya çöküntü alanı haline gelmesine neden olmaktadır.

Dışsal müdahale ise kendi içinde ikiye ayrılır. Bunların ilki, dokunun çevresinde bulunan alanlarda ortaya çıkan rant taleplerinin etkisidir. Bu alanlardaki rant taleplerinin çoğu zaman yerel yönetimlerce kabulu ve buna yönelik yapılan yeni düzenlemeler sonucu, alanın yakınındaki tarihi kentsel dokuda bir baskı oluşmaktadır. Doku dışındaki alanlarda artan rant, dokuda yaşayanlarda da birtakım rant beklentilerini ortaya çıkartmakta ve çoğu zaman kaçak müdahaleler sonucu tarihi kentsel dokuda bozulmalar meydana gelmektedir. İkinci tip dışsal müdahale ise, plan ile yapılan müdahalelerdir. Eğer doku sit alanı kapsamı içine alınmışsa, dokuya müdahale, koruma – geliştirme – yenileme kapsamında yeniden işlevlendirme ya da mevcut işlevi devam ettirme yönünde bir düzenlemedir. Yeniden işlevlendirme ise çoğunlukla turizm amaçlı olmaktadır. Ancak doku sit alanı dışında kalıyorsa, imar planı kararları doğrultusunda bir müdahale sözkonusudur.

Tüm bu müdahaleler kapsamında ulaşım konusu çok önemli bir boyut olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan anılan müdahaleler sonucu oluşan, değişim ve gelişim içinde tarihi kentsel dokuların günümüz gereksinimlerini karşılaması ve çöküntü alanları haline dönüşmemesi için çevre ve yaşam kalitelerinin artırılması gerekmektedir. Bu anlamda da ulaşım –özellikle tarihi dokularda- yaşam kalitesini sağlamada önde gelen bir faktör olarak belirmektedir. Bu amaçla geçmişle gelecek arasında bir köprü kurarak, kimlik olgusunu koruyan, bütüncül planlama anlayışı içinde ulaşım sorununu ele alan koruma – geliştirme – yenileme amaçlı çözüm önerileri üretilmelidir.


2. Tarihi Kent Dokusunda Sokak

Zaman içinde toplumların kültürleri, sosyo ekonomik yaşantıları ve teknolojileri üzerine oluşan değişimler, özellikle yapı çevresi ve sokaklarda hissedilmektedir. Sokaklar, toplumların işlev ve kültür etkileşimi açısından yoğun faaliyet gösterdiği alanlardır. Marc Anthonie Louger; Essai sur l’Architecture (1755) adlı eserinde “Bir kentin görkemlilik ve güzelliğinin başlıca dört şeyden kaynaklandığını söyler ki; bunlar, kentin girişleri, yolları, meydanları ve binalardır.” (Kaplan, 1993) Bu bağlamda, tarihsel mekan kullanımının günümüz koşulları ile ilişkilendirilmesi – yaşam kalitesinin artırılmasında, öncelikle sokak düzenlemesine ağırlık verilmelidir.

Günümüzde kentlerimizin çok azında insan ölçeğini koruyabilmiş, doğal organik formlarını kaybetmemiş tarihi doku mevcuttur. Özellikle büyük kentlerimizde özenle korunmuş, değişime uğramamış eski dokuların varlığını sürdürdüğünden söz etmek olanaklı değildir. “Bir yandan büyük yangınlar, etkin doğal afetler eski dokuları silip süpürmüş, diğer yandan bu mahallelerin yeni sakinlerinin batı örneklerini bilinçsizce uygulamaları, eski sosyal düzen, birbirini uyum içinde tamamlama endişesine sahip eski yapılaşma biçimlerini bozma yolunda gösterdikleri olumsuz büyük çabalar eski devirlerden hiçbirşey bırakmamıştır.”(Aru, 1998)

Tarihi Turk kent dokusu, rastlantısal olmayan ritmik bir düzen içindedir. “Ortaya çıkan sonuç iç dokudan gelen geometrik olmayan formların yüzeye vurmasından ibarettir.”(Aru, 1998). Bu eski kentlerin temel biçimleri bu mekanların yaşayanlarının gereksinimlerinden türemiştir. Tek konutta olduğu kadar, yapı çevresi ve yol dokularının biçimlenmesinde de insanla doğanın birbirini etkileyen iki öge olarak belirmesi görülmektedir.

Tarihi kentsel dokulardaki sokaklar, yayaya ya da atlıya göre oluşmuştur. Bu nedenle sokak genişlikleri sınırlı, ulaşım ağı organiktir.

“Sokak ve yapılar arasındaki en doğal ara yüzey, yumuşatılmış kıvrımlar şeklindedir. Burada duvarlar, yaklaşık doğrusal düzende güçlü bütünleşik üniteler halinde bir bütünü tanımlayacak biçimde sıralanmıştır. Her duvar cephesi veya bölümü, alt ölçekte birbirleriyle kıvrımlı veya açı yapacak şekilde oluşmuştur. Bu bir duyarsızlığın göstergesi değil, üst ölçekte biçimsel bir bütünlük sağlama nedeniyledir.”(Salingaros, 2000). Yer yer genişleyip yer yer daralarak devam eden sokaklar, çıkmaz sokaklara da yer verirler. Bazen de birkaç sokağın kavşağı, geometrik ve önceden tarif edilmiş bir düzeni olmayan bir genişlik kazanır. Bir dükkan, çeşme, kahve, veya mescidin yer aldığı düğüm noktasında bir çınara, bir asma çardağına rastlanır. Daha önemli bir yol ayrımında ise bir cami ve ona bağlı bir sübyan mektebi bulunur. Bu alanlar, çoğunlukla toplanma alanı olarak değerlendirilmişlerdir.

Tarihi dokularımızda görülen bu sokak düzenlemesi, yapıldıkları dönemin sosyal ve ekonomik gereksinimlerini karşılamıştır. Giderek dönüşen / değişen yaşam biçimi ve kalitesi, yapısal, sosyo – ekonomik değişim ve gelişimler, farklı istekler doğurmuş ve farklı yaşam mekanlarının oluşmasına neden olmuştur. Kentlerimizde otomobilin günlük yaşama girmesi, araç sahipliğinin hızlı artışı ve kentlerin şekillenmesinde ulaşımın etkin duruma gelmesi sonucu, insan ve atlı dolaşımına göre şekillenmiş, tarihi kentsel dokularda adaptasyon sorununu ortaya çıkarmıştır. Buna ek olarak, tarihi dokuların korunması amacıyla, doku içerisinde, işlev değişikliğine yönelik yapılan çalışmalar, buralara kapasitesinin üzerinde bir nüfusun yığılmasına neden olmuş bu da ulaşım sorununu içinden çıkılamaz bir hale dönüştürmüştür. Bu sorunu çözücü önlem olarak – özellikle taşıt ve otopark sorunu için – yollar genişletilmekte, kavşaklar oluşturulmakta, tarihi dokuyla estetik açıdan da uyumsuz, öneriler getirilmektedir. Böylece tarihi dokuların korunması ve sürdürülmesinden çok, bozulup yokolmasına neden olunmaktadır.


3. Batı Kentlerinden Bazı Örnekler

Batı ülkelerinde de tarihi dokularda benzer ulaşım sorunları ile karşılaşılmaktadır. Bu dokularda ulaşım sorununu çözebilmek için farklı zamanlarda ilginç çözümler üretilmiştir. Bu çözümlerden biri Tırnova için olanıdır. Bükreş (Romanya)’den, Edirne’ye varan uluslararası yol Ruscuk’tan Bulgaristan’a girdikten sonra Tırnova kentinin ortasına saplanmaktadır. Tırnova, 25000 nüfuslu bir Osmanlı kentidir. Kent, bir ırmak tarafından sarılmış olup; 40 – 50 m. yükseklikte ince uzun bir tepede yeralmaktadır. Kenti çevreleyen ırmak, zaman içerisinde demiryolu ve karayolu bağlantılarına güçlü bir engel olmaya başlamıştır. Bunun üzerine Tırnova Tepesi karayolu ve demiryolunun içerisinden geçmesine imkan verecek şekilde delinmiş; böylece yolun tepenin çevresini dolaşarak ırmağı aşmasına gerek kalmamıştır.

Şekil 1. Tırnova, Bulgaristan, 1994 (*)
Ulaşım sorunu olan tarihi dokudaki kentlerin en önemlilerinden biri de Budapeşte’dir. Budapeşte, Tuna Irmağı’nın ayırdığı iki kısımdan oluşur: Budin (Buda – ırmağın batı yakası) ve Peşte (ırmağın doğu yakası). Kentin nüfusu yaklaşık 2000000 kişidir. Budin, Romalılardan Osmanlı ve Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’na kadar tarihlenmekte olup; tepe üzerinde kurulmuş bir kale kentidir. Kentsel ulaşımında demiryolu ve metro önemli bir yer tutar. Budin ve Peşte, Tuna Irmağı üzerinden kara ve demiryolu köprüleriyle bağlanmaktadır. Peşte’den Budin’e Szechenyl Köprüsü’nden geçerek Budin Kalesi’ne saplanan yol, kentsel ulaşımın ana aksıdır. Karayolu tepenin altından açılan bir tünelle tepenin batı yönündeki yerleşmelere ulaşır. Ayrıca köprünün hemen yakınında tepeye çıkan eğik bir asansör tasarlanmış olup; asansör 30 – 40 kişilik vagonu ile turistleri taşıyan bir rekreasyon aktivitesi olarak değerlendirilmiştir. Asansör ile Kale’ye çıkarken Tuna Irmağı ve Peşte kent seyredilebilmektedir. Kale’de inşa edilmiş olan Hilton Oteli ve Kale’deki servisler için ise Kale’ye çevreden dolaşan bir araç yolu oluşturulmuştur.

Şekil 2. Budapeşte Kent Merkezi Planı

Şekil 3. Budin Kalesi, Budapeşte, Macaristan (*)

Her iki örnekte de görülen köprülü geçişler, tarihi dokunun korunması ve ulaşımın iyileştirilmesi için sorun çözücü olsa da; çevreye görsel anlamda olumsuz etkileri de görülebilmektedir.

Benzer çözümün oluşturduğu olumsuz sonuçların bir göstergesi olarak da Çek Cumhuriyeti Prag örnek verilebilir. Prag, yedi tepe üzerinde yayılmış; nüfusu yaklaşık 1250000 kişi olan bir kenttir. 12. yüzyılda kurulan Ortaçağ kökenli bu görkemli kent, tarihi kulelerinden dolayı ‘Yüz Kuleli Kent’ olarak da bilinmektedir. Karayolu, tepeler üzerinden viyadüklerle kente girmektedir. Bu çözüm, kentsel dokuyu bozmasa da viyadüklerin yüksek ayakları kentsel görüntüyü olumsuz olarak etkilemektedir.

Resim 4. Prag, (*)

Bu anlamda bir diğer örnek ise Avusturya’nın başkenti Viyana’dır. Kent önce Kelt’ler sonra da Romalılar’ın yerleşim yeri olmuştur. 1850’lerde Avusturya – Macaristan İmparatoru Franz Joseph, ‘Viyana’yı Avrupa’nın sanat ve kültür merkezi yapacağını’ ilan etmiştir. Bu amaçla Türk saldırılarını önleyen ünlü Viyana surlarını yıktırıp; hendekleri boşaltarak 55 m. genişliğindeki alanda ‘Ring Strasse’ ring yolunu – çevre yolu – inşa ettirmiştir. Çevresine ise opera binası vb. kültür – sanat yapıları yaptırmıştır. Günümüzde, Viyana’nın tarihi kent merkezini çevreleyen bu yol, çok kısa duraklama ve parka izin veren trafiğe açık bir yol olarak kullanılmaktadır. Tarihi kent, yayalaştırılmıştır. Tarihi kente otobüs, tranvay, tren ve kentin altından metro ile ulaşılmaktadır.

Ring Strasse’de görülen -yayalaştırılmış tarihi dokuyu dıştan besleyen çevre yolu - sistem, birçok tarihi kentte de görülmektedir. Yeni yapılanmadan çoğu kez çevre yoluna kadar gelinip; tarihi dokuya yaya veya basit bir iç taşıt sistemi ile girilmektedir. Bu iç ulaşımda ise genelde tranvay veya yeraltı metrosu kullanılmaktadır.

Şekil 5. Viyana Kent Merkezi ve Metropolitan Alanı Planı

Resim 6. Viyana, Tarihi Kent Çevresinde Ulaşım Çözümü – Ring Strasse, (*)

Bir diğer örnek ise peyzaj sanatçısı Dieter Magnus’un Almanya’nın Mains kentinde oluşturduğu yeşil koridor tasarımıdır. Magnus, “Grüne Achsen” tarihi kent çekirdeğinden kentin önemli bir bölümüne yayaları trafikten arındıran yeşil bir koridor oluşturmuştur.

http://www.trafik.gov.tr/icerik/bildiriler/A2-24.doc

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder