Aziz Nesin: Genel olarak adamın güzellik üzerine
söylediklerinden tiksiniyorum, üztelik kendisinin çirkin-yaşlı olduğunu
vurgulaya vurgulaya güzelliğe bu kadar değer vermesinden. Öte yandan insanın
hayal gücü nasıl bu kadar zengin olur, böyle güzel öyküler yazar.şaşılacak şeyJ
Aziz Nesin, aşkım dinimdir…
Çoğumuz… çoğumuz değil hepimiz, yaşamımızın herhangibir
zamanında bize “Hadi!” diyecek bir ses duymak istemişizdir ya da birilerine
“Hadi!” demeyi içimizden geçirmişizdir.
Biz o zamanlar iyiydik, mutluyduk ailecek ama bilmiyorduk
mutlu olduğumuzu her mutlu olanlar gibi, bilmiyorduk, haberimiz yoktu, oysa çok
mutluymuşuz, kimse bize söylemiyordu mutlu olduğumuzu o zamanlar.
…Orda şarap içerken sen yoktun. Seni tanıdığımdan beri ilk
olarak “auberge du cog” meyhanesindeki güzelliği seninle üleşemedim. Birlikte
değildik. Demek, büyü bozulmuş. Büyümüzün bozulmasının derin acısını duyuyorum.
Ama senin bundan da haberin yok.
.. Kent kapısının arkadaki duvara dayalı iki kanadında,
geçmiş ve tarih olmuş zamanı seyrediyorum. Kentin işlemeli, kalın, kapı
tahtalarının üstünde iğnebaşı büyüklerinde kurt yenikleri süsleme gibi duruyor.
… Ama yaşanan bir zamanı anımsattı için değerlenen değersiz
şeyler de yok mudur?
… Aşk bize onbinlerce yıl öncesinden kalma. Çünkü aşk,
insanın kendi kendini büyülemesidir. İnsanın kendi kendisini büyülemesi demek
olan aşk, güvenceleri için mağaralara sığınan ilk büyücü atalarımızdan kalıtım
olarak bize geçmişti.( sırtımızı duvara vererek oturma alışkanlığının geçmişte
mağaralara sığınmamızdan kaldığı çıkarımına atıf yapıyor.)
Tek inanılması gereken, tek gerçek büyü aşktır. İnsan aşkta
kendi kendisinin büyücüsüdür. Sevmek büyülenmek değil de nedir?
Büyü gerçeği gerçekliğinde olduğu gibi değil gönlümüzce,
olmasını dilediğimiz biçimde görmektir. Kendi kendimizi aldatmadır. Şkın
büyüsü, çirkini güzel, kötüyü iyi, olumsuzu olumlu, yanlışı doğru görmektir.
Büyülü olduğum, kendimi sana büyülediğim zamanların coşkusu
olmayacak yüreğimde; yüreğim göğüs kafesinden kurtulmak için çırpınıp kendini
gelişigüzel çarpmayacak kendi duvarlarına…
Böyle dar bir yerde yaşayan insan, sınırsız bir dünyada
yaşayan özgür insan gibi düşünebilir, tasarlayabilir, umabilir miydi…Bulunduğu
mekana uygun olarak düşüncesinin de sınırları küçülmüş, beğeni çevreni de
sınırlanmış, değer ölçüleri de daralmış olacaktı.
Cani öldürdüğü insanın cesedini suya atsa da suda şişen
ceset bisüre sonra su yüzüne çıkacaktır; onun gibi… Biz yaşadıklarımızdan
sevmediğimiz olayların katilleriyiz, o anıları boğup öldürüp bilincin
bodrumlarına tıksak da onlar rüyalarımızda mezarlarımızdan çıkıyor.
Lütfen söyler misiniz, son yıllarda niçin dindarlar gittikçe
çoğalıyor? Hiç düşündünüz mü bunu? Otuz kırk yıl önce dindarlar bu denli çok
değildi. Peki ne oldu da dindarlar artıyor ve dindarlıkları gittikçe
koyulaşıyor? Çünkü insanlar gittikçe daha çok suç bataklığına daldılar.
Hiçkimse başkasına suçlu olduğunu söylemez ama, kendisi bilir suçluluğunu.
Nasıl kurtulacak suçunun günagından? Ancak tanrının bağışlamasına sığınarak…
İşte dindarların gittikçe artmasının ve
dindarığın gittikçe koyulaşmasının nedeni budur; suçluluğun artması…
Kimi dönemlerde kimi ülkelerde sanatçıların, bilimcilerin, felsefecilerin
eksikliği, sıkıntısı çekilebilir. Ama hiçbir zaman ve hiçbir yerde cellatların,
gardiyanların, işkencecilerin eksikliği görülmez, sıkıntısı çekilmez. Haaa bir
de tarih boyunca hiçbir ülkede başkan maşkan sıkıntısı çekilmemiştir de hatta
bunların gereğinden çok olması yüzünden serbest piyasa rekabeti başlamıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder