2 Ekim 2014 Perşembe

Aziz Nesin, aşkım dinimdir…

Aziz Nesin: Genel olarak adamın güzellik üzerine söylediklerinden tiksiniyorum, üztelik kendisinin çirkin-yaşlı olduğunu vurgulaya vurgulaya güzelliğe bu kadar değer vermesinden. Öte yandan insanın hayal gücü nasıl bu kadar zengin olur, böyle güzel öyküler yazar.şaşılacak şeyJ

Aziz Nesin, aşkım dinimdir…


Çoğumuz… çoğumuz değil hepimiz, yaşamımızın herhangibir zamanında bize “Hadi!” diyecek bir ses duymak istemişizdir ya da birilerine “Hadi!” demeyi içimizden geçirmişizdir.
Biz o zamanlar iyiydik, mutluyduk ailecek ama bilmiyorduk mutlu olduğumuzu her mutlu olanlar gibi, bilmiyorduk, haberimiz yoktu, oysa çok mutluymuşuz, kimse bize söylemiyordu mutlu olduğumuzu o zamanlar.
…Orda şarap içerken sen yoktun. Seni tanıdığımdan beri ilk olarak “auberge du cog” meyhanesindeki güzelliği seninle üleşemedim. Birlikte değildik. Demek, büyü bozulmuş. Büyümüzün bozulmasının derin acısını duyuyorum. Ama senin bundan da haberin yok.
.. Kent kapısının arkadaki duvara dayalı iki kanadında, geçmiş ve tarih olmuş zamanı seyrediyorum. Kentin işlemeli, kalın, kapı tahtalarının üstünde iğnebaşı büyüklerinde kurt yenikleri süsleme gibi duruyor.
… Ama yaşanan bir zamanı anımsattı için değerlenen değersiz şeyler de yok mudur?
… Aşk bize onbinlerce yıl öncesinden kalma. Çünkü aşk, insanın kendi kendini büyülemesidir. İnsanın kendi kendisini büyülemesi demek olan aşk, güvenceleri için mağaralara sığınan ilk büyücü atalarımızdan kalıtım olarak bize geçmişti.( sırtımızı duvara vererek oturma alışkanlığının geçmişte mağaralara sığınmamızdan kaldığı çıkarımına atıf yapıyor.)
Tek inanılması gereken, tek gerçek büyü aşktır. İnsan aşkta kendi kendisinin büyücüsüdür. Sevmek büyülenmek değil de nedir?
Büyü gerçeği gerçekliğinde olduğu gibi değil gönlümüzce, olmasını dilediğimiz biçimde görmektir. Kendi kendimizi aldatmadır. Şkın büyüsü, çirkini güzel, kötüyü iyi, olumsuzu olumlu, yanlışı doğru görmektir.
Büyülü olduğum, kendimi sana büyülediğim zamanların coşkusu olmayacak yüreğimde; yüreğim göğüs kafesinden kurtulmak için çırpınıp kendini gelişigüzel çarpmayacak kendi duvarlarına…
Böyle dar bir yerde yaşayan insan, sınırsız bir dünyada yaşayan özgür insan gibi düşünebilir, tasarlayabilir, umabilir miydi…Bulunduğu mekana uygun olarak düşüncesinin de sınırları küçülmüş, beğeni çevreni de sınırlanmış, değer ölçüleri de daralmış olacaktı.
Cani öldürdüğü insanın cesedini suya atsa da suda şişen ceset bisüre sonra su yüzüne çıkacaktır; onun gibi… Biz yaşadıklarımızdan sevmediğimiz olayların katilleriyiz, o anıları boğup öldürüp bilincin bodrumlarına tıksak da onlar rüyalarımızda mezarlarımızdan çıkıyor.
Lütfen söyler misiniz, son yıllarda niçin dindarlar gittikçe çoğalıyor? Hiç düşündünüz mü bunu? Otuz kırk yıl önce dindarlar bu denli çok değildi. Peki ne oldu da dindarlar artıyor ve dindarlıkları gittikçe koyulaşıyor? Çünkü insanlar gittikçe daha çok suç bataklığına daldılar. Hiçkimse başkasına suçlu olduğunu söylemez ama, kendisi bilir suçluluğunu. Nasıl kurtulacak suçunun günagından? Ancak tanrının bağışlamasına sığınarak… İşte dindarların  gittikçe artmasının ve dindarığın gittikçe koyulaşmasının nedeni budur; suçluluğun artması…

Kimi dönemlerde kimi ülkelerde sanatçıların, bilimcilerin, felsefecilerin eksikliği, sıkıntısı çekilebilir. Ama hiçbir zaman ve hiçbir yerde cellatların, gardiyanların, işkencecilerin eksikliği görülmez, sıkıntısı çekilmez. Haaa bir de tarih boyunca hiçbir ülkede başkan maşkan sıkıntısı çekilmemiştir de hatta bunların gereğinden çok olması yüzünden serbest piyasa rekabeti başlamıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder