Uzay-Zaman
Özel rölativite kuramı konusunda derinliğine inmeden önce, bu yeni ‘uzay-zaman’ cümleciğinin kapsamıyla ilgili olarak okuru aydınlatmak istiyorum, çünkü bu, felsefi ve imgesel bakış açısından, Einstein’ın getirdiği bütün yeniliklerin, belki de en önemlisidir.
……………
Uzayda konumun saptanması yöntemiyle ilgili olarak seçme özgürlüğünü verebilecek hiçbir şey yoktu. Ve özellikle uzayda konumun saptanması yöntemiyle, zamanda konumun saptanma yönteminin tümüyle birbirilerinden bağımsız olarak uygulanacağı düşünülürdü. Bu nedenlerle, insanlar zaman ve uzaya birbirlerinden iyice ayrı oldukları gözüyle bakıyorlardı.
………..
Zaman ve uzay arasında artık herhangi bir ayırım yoktur demek, tam olarak doğru değildir. Önceden de görmüş olduğumzu gibi, zamansal ve uzaysal aralıklar vardır. Ama bu ayırım, eskiden belirlenenden farklı bir ayrım çeşididir. Artık evrenin herhangi bir yerine, karmaşıklık yaratmadan uygulanabilecek olan evrensel bir zaman yoktur. Evrende sadece çabuk hareket içinde olmayan iki cisim için yaklaşık olarak uyuşan, ama, iki cismin birbirlerine rölatif olarak durgun halde olmalarının dışında, hiçbir zaman tam bir uyuşum içinde olmayan, çeşitli cisimlerin, çeşitli ‘öz’zamanları vardır.
…..
Özel rölativite kuramının paradoksları, sadece bu bakış açısına alışık olamayışımızdan gelen paradokslardır ve öyle davranmaya hakkımız olmadığı halde, şeyleri olduğu gibi kabullenme huyumuzdan gelmektedir.
…eğer bir elektronun boyutlarını hesaplamak istiyorsanız, bunu, onun en hızlı hareketi içinde yapmak zorundasınız, çünkü bir an bile olsun durgun halde durmaz.
….kuramın tümüne ilk hareketi veren deneysel sonuçlar olmuştur ve bu sonuçlar, Einstein kuramının içerdiği olağanüstü mantıksal yeniden düzenlemelerin tabanı olarak kalmakta devam etmektedir.
Şimdi uzay ve zaman yerine ‘uzay-zaman’ı koyma zorunluluğunun nedenlerini özetleyebiliriz. Uzay ve zamanın eski ayrımı, birbirlerine uzak iki olayın, aynı, zamanda olduğunu söylemekle herhangi bir karışıklığın olamayacağı inancına dayanıyordu; bunun sonucu olarak, verilen bir anda, evrenin topoğrafyasını salt uzaysal terimlerle açıklayabileceğimiz düşünülüyordu. Ama şimdi zamandaşlık belirli bir gözlemciye göre rölatif olduğundan, bu, artık olanak dışıdır. Bir gözlemci için verilen bir anda, dünyanın durumunun belirlenmesi olan şey, bir başka gözlemci için, ilişkileri tümüyle uzaysal olmayıp, aynı zamanda zamansal olan, değişik zamanlardaki, bir olaylar dizisidir. Aynı nedenle, bizi cisimlerden çok olaylar ilgilendirir. Eski kuramda pek çok cismin hepsini aynı anda dikkate almak mümkündü ve hepsi için zaman aynı olduğuna göre, zaman ihmal edilebilirdi. Ama şimdi eğer fiziksel olayların nesnel bir değerlendirmesini yapmak istiyorsak, bunu yapamayız. Bir cismi ele aldığımızda tarihini belirtmek zorundayız ve böylece bir ‘olay’a, yani, verilen bir zamanda olan bir şeye varırız. Bir olayın, bir gözlemcinin saptama sistemi içinde, zamanını ve yerini bildiğimizde, başka bir gözlemciye göre zaman ve yerini hesaplayabiliriz. Ama, zamanını da yeri kadar bilmek zorundayız çünkü biz artık yeni gözlemciye, bu olayın yerinin ne olduğunu, eski gözlemciye göre ‘aynı’ zamanda soramayız. Birbirlerine rölatif olarak durağan olmadıkları sürece, ayrı gözlemciler için ‘aynı’ zaman diye bir şey yoktur. Bir konumu saptamak için dört ölçüme ihtiyacımız vardır ve tek başına uzaydaki bir cismin değil, uzay-zaman içindeki bir olayın konumunu, dört ölçüm saptar. Bir konumu saptamak için üç ölçüm yetmez. Uzay ve zaman yerine, uzay-zaman koymanın anlamı budur.
1 Haziran 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder