21 Kasım 2010 Pazar

Yekta Kopan, Bir De Baktım Yoksun

Hep bi 30-40 yıl öncesinin İstanbul’unda dolaştırır ya hikayeler, bu kitap günümüzde dolaştırıyor ve ne biliyim kendimi çok tanıdık hissediyorum her şeye karşı bu hikayelerdeki. Bir de yekta beyin ses tonu var tabi. En unutulmayan şeylerin sesler olduğunu söylüyor kitapta bir yerde. Bende bütün kitabı sanki onun sesiyle okuyorum….
Büyük bir hikayenin- örneğin bir mahallenin yıllara yayılan çok kişili, çok olaylı hikayesinin- temel parçalarından biri yerinden oynarsa ne olur sorusunun cevabını bulamıyordum bir türlü.
Böyledir hesaplaşmalar, irin akar, kötü bir koku yayılır ortalığa. Yaranın kabuğu düşünce hafif bir rüzgar bile sızlatmaya yeter. Syf”25
Onun acısı bunun sıkıntısı diye bahane aramayacaksın. Kimseyi düşünmeyeceksin. Baban, anan, karın… Kaçmak istedikten sonra sığınacak liman çok. Hiçbir limana yanaşmayacaksın. Hep açık denizde. Hep ufuk çizgisine doğru. Gözünün doğrusuna yürüyeceksin. Syf 36

Babam, herhangi bir duygu karşı konulmaz sel gibi aklının duvarlarına çarpa çarpa akmaya başladıysa ondan kurtulmak için yazmak zorundasın derdi.syf 49


Zaman insanların olaylara bakışını öylesine değiştiriyor ki. Ya da genelleme yapmadan konuşayım, ben değiştim. O günlerde yaşadığımız sorunlar, şimdiki bizler için belki de incir çekirdeğini doldurmayacak sorunlardı. Ama unutma, o sorunlar o günlerde yaşandı. Hem bu incir çekirdeği benzetmesini ne zaman yapsam aklıma bir soru takılır; çürük dişinin kavuğuna incir çekirdeği kaçan biri, o acıyı yaşadıktan sonra bu benzetmeyi yapar miydi acaba?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder