Geçen gün limana inmiştim, baktım karşıdan Lale geliyor. Öyle nazlı nazlı yürümüyor bu kadın. Halinde, vücudunun salınımlarında bir umursamazlık, bir "hepiniz vız gelir, tırıs gidersiniz bana" var. Bu sefer bana yakın davrandı nedense, biraz oturduk yanyana. "Neler yapıyorsun?" dedim, "Hiç," dedi, "benim öyle arkadaşım yoktur, kimseyi fazla sevmem, kimse de beni sevmez."
"Ben senin arkadaşın olabilirim, bana bir şans versen diyorum." "Sen de bir tuhaf konuşuyorsun bazen. Nasıl yani, ne şansı? Bazen neden söz ettiğini bile anlamıyorum."
Kimse bana böyle şeyler söylememişti bugüne kadar, onu görünce biraz heyecanlanıyorum gerçi, ama biraz konuşunca yatışıyor heyecanım.
"Yani daha sık görüşsek diyorum, ara sıra bana gelsen mesela."
"Sana mı gelsem?"
"Tabi, otururuz terasta, gün batımları çok güzel oluyor."
"Kabul ederler mi beni?"
"Gizem'i bile ettiler ya, seni niye etmesinler?"
"Bilmem," dedi ve sustu. Sustuk, güneş o kadar güzel batıyordu ki.
Hava kararınca kalktı Lale yerinden, yemek saatim gelmişti ama ondan da ayrılmak istemiyordum. "Akşamları nerede yiyorsun?" diye sordum çekine çekine.
"Nerede olursa, ama bugün başım ağrıyor biraz, geç yiyeceğim.
Sen?"
"Ben normalinde evde yerim ama bugün benim de canım pek istemiyor. Biraz dolaşalım istersen."
"Nereye gideceğiz ki?"
"Şu yeni açılan hamburgerciye bakarız."
"Orada köpek var ama."
"Şu zavallı mı? Bugün bahçeden kovdum ben onu."
Göz göre göre yalan söylüyordum, şüpheyle baktı yüzüme.
"Tek başına mı?"
Dursun tek başına yapabildiğine göre ben neden yapamayacaktım ki!
"Tabii, tek başıma!"
"Yo, ben yine de gitmek istemiyorum oraya, gel yeni açılan kebapçıya bakalım, ne güzel tavuk döner de dönüyor önünde."
Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları
(Doli'yi Hatırlıyor musun?)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder