ftp://ftp.usak.edu.tr/Dokuman/CIEPO/CIEPO_I_cilt.pdf
Prof. İnalcık’ın dikkat ettiği ve özen gösterdiği bir başka husus da
lisaniyattır (philologia). Prof. İnalcık ele aldığı ve/veya karşılaştığı her kavramı
kavramın kullanıldığı devri göz önünde bulundurarak anlamlandırır ve
tahlillerinde bir kavramın devirler içinde geçirdiği değişime öncelik verir.17
tarihçi, bir mimarın dağınık hatta daha önce kullanılmış
malzemeleri teknik bilgi ve sanatla23 bir araya getirerek yeniden bir bina inşa
etmesi gibi geçmiş olaylar kırıntılarından “tarihi gerçeği” inşa eder ve ortaya
koyar. Burada da parçaların birleştirilmesiyle bir bütün oluşturma söz
konusudur.
Bu arada bir hususun daha burada kaydedilmesi gerekir:
Birincil kaynakların henüz tam olarak kullanıma açılmaması ve kaynakların
büyük kısmının neşredilmemesi tarihçileri hem amelelik (neşriyatçılık), hem
teknisyenlik, hem mühendislik hem de mimarlığı bir arada yürütmek zorunda
bırakır. Bu yüzden mimar (yaratıcı) tarihçiler yapmaları gereken sadece
terkiplerle ve yaratıcılıkla uğraşma işinden zaman zaman uzaklaşmak zorunda
kalırlar. Elbette gençlik yıllarında ve eğitimin başlarında bu tür uğraşların
tarihçilere kazandırdıklarını yadsımak mümkün değildir. Ancak bir mimarın
hala inşaat amelesi gibi tuğla taşıması, demir kesmesi veya çukur açması da
düşünülebilecek bir husus değildir. Bunların tamamı zaman kaybıdır. Bu
yavaşlık ve yöntemsizlik de dilciler, kütüphaneciler ve arşivciler hakkında
burada esefle kaydedilmesi gereken bir husustur.24
Prof. İnalcık’ın tarihçiliği yorumculuğa dayanır. Yorumları bir takım
“tarihçiler”in aksine belgelere müstenittir. Yorumlarında belgeleri diğer belgeleri
tefsir etmek için gayet dikkatli şekilde kullanır. Aynı zamanda sabırlıdır ve
genellemeci değildir.
Prof. İnalcık’a göre “dikkat, bir hadiseyi tam olarak anlamak için tüm
melekelerin harekete geçmesi halidir”. Ona göre “İlmin temeli ve medeniyetin
ilk şartı dikkattir”
25 Tasnif konusunda da Prof. İnalcık “tasnif edilmemiş bilgi,
bilgi değildir” der.
Prof. İnalcık’ın kıymet verdiği araştırmaların belki de başta geleni mevki
tarifine (topographia) dayalı araştırmalardır. Özellikle Osmanlı Devleti’nin
kuruluşu ile ilgili yazılı kaynaklarda ismi geçen bir yeri, bir eseri yerinde
görerek mütalaa etmek üzere tarihyazıcılığı yapar. Bu yöntem ile yaptığı
çalışmalar neticesinde Osmanlı arkeolojisi alt-disiplininin kurulmasına önayak
olmuştur.
A. Toynbee, W. McNeil, F. Braudel, I. Wallerstein gibi tarihçiler birer
dünya tarihi yazana kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun yerinin yalnızca “Doğu
Sorunu” ile ilişkilendirilerek ortaya konduğunu biliyoruz. Bu tarihçilerin dünya
tarihi yazma girişimlerinden sonra ise Osmanlı Devleti’nin dünyadaki yeri ve
öneminin belirlenmesi ihtiyacı doğmuştur. Prof. İnalcık bu ihtiyacı iyi görmüş
ve Osmanlı’nın ve Türklüğün dünya tarihi içindeki yerini tespite çalışmıştır.
Prof. İnalcık’ın çalışmaları ve eserleri neticesinde, Doğu Roma İmparatorluğu’nun
son iki, Balkanların altı ve Orta Doğu’nun beş asrının Osmanlı tarihi
bilinmeksizin yazılamayacağı anlaşılmıştır.94
21 Haziran 2013 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder