5 Ağustos 2012 Pazar

Alev ALATLI & KADERE KARŞI KOY A.Ş. 1995

Ceteris paribus durumu dediğim durum, sonucu etkileyen diğer tüm faktörleri eşit ve sabit tutup, araştırmana konu olan birisini çoğaltıp azaltarak sonuç üzerindeki etkisini hesaplamak yönetimidir. Bir Rus atasözü varmış: Yirmi yaşına kadar okumadıysan, hiç okumayacaksın demekmiş; otuz yaşına kadar hiç aşık olmadıysan, hiç aşık olmayacaksın demekmiş; kırkına kadar para tutmadıysan, hiç tutamayacaksın demekmiş! Aşk servisi bitince masadan kalkmayı bilmek gerekir… syf 41 Kadın her zaman müsaade ister. Her zaman izin ister. Başına yeterince vurulmamışsa, muhakkak ki izin ister. Esas birlikte olmak istediğiğnin kendisi olduğunu anlayıncaya kadar izin ister. Buluşmak istediğinin kendisi olduğunu anlayıncaya kadar müsaade ister. Syf 58 Mesajını iletmekteki ustalığına hayran oldum! Tarzınızı onaylamıyorum, annemin size ihtiyacı yok, annem duygusal davranıyor, abartıyor, ben annemi kontrol edebilirim, biz özel insanlrız gibisinden o kadar çok mesajı aynı anda iletmişti ki hayran olmamak gerçekten mümkün değildi! Syf 79 Muhatap alıp darılsa bir türlü, darılmayıp tavrını zımnen da olsa onaylıyor durumuna düşse bir türlü, hiç muhatap almasa bir başka türlü…ydü… syf 79 “Zeynepcim olmasaydı ne yapardım bilmiyorum! Bu ara hepimizi o toparlıyor.” Bunun da tercümesi, kızım bambaşkadır, sizi kızımı yargılamaktan men ederim, türünden bir şeyler olmalıydı. Canınızı sıkan bu tablo, aslında gerçeğin bin bir yüzünden birisi. Bir de öteki gözünüzü kullanın, göreceksiniz tablo tamamen değişecek! Gördüğünüzü sandığınızın gördüğünüz gibi olmadığı… İşin güzel tarafı, gördüğünüz de doğru, görmediğiniz de! Erkeklerin hayatı birbirlerinden neredeyse tümüyle bağımsız kompartımanlar olarak gördüklerinin, olumsuz durumlarında bir kapıyı kapatıp, bir başka kapıya yönelebileceklerinin farkındaydı. Onlar, “an”ı yaşarlardı, biz, kadınlar, iyisiyle kötüsüyle hayatın bütününü taşırdık sırtımızda. Erkeklerin en güçlü yönleri ”an”ı yaşamaktı ve herhalde, en güçlü ve en güvenilmez yönleri de bu. Eşyalarla bağlantın olmadığı zaman çağrışımın olmaz, an’ın olmaz, geçmişin olmaz. Halbuki, bir çocuğun hatırlayacağ bir biblosu olmalıdır. Çünkü eşyalar, mutlaka segileri falan kayıt yapıyorlardır. Diyelim sevdiğiniz birisini iflastan kurtarmak için borç para vereceksiniz. Bunu yaparken tutumunuzu öyle ayarlamalısınız ki, işin hitamında borç verdiğiniz dostunuz nihai başarısını, sizin o başarının oluşumundaki payınızı yok sayabilecek kadar kendine mal edebilmeli. Hatta ekmeğini taştan çıkaran mücadeleci ruhuyla övünebilmeli. Bunu yapamayacaksanız, bırakın iflas etsin. Syf 114 Seni evlenecek kadar sevmedim, a kardeşim! Syf 117 “Sanat insanların kendileriyle baş başa kalmalarının, kendilerine katlanmalarının tek yoludur” der. Yalnızlığın çok zor bir şey olduğu kanısındadır. Ama sanatın esası yalnızlık olduğu için, insanın en güvenilir refakatçisidir. İnsanı, yalnızlığa ancak sanat ikna edebilir. İknanın da ötesinde, yalnızlığı istenir bir konum kılar, hatta ihtiyaç haline getirir. İnsanın birlikte olmak istediğinin sadece kendisi olduğu aşamaya gelebilmesi, kendisini bulmak, sadece kendisiyle olmak istemesi, ileri yaşlarda çok daha önem kazanırç “Hayatın her şeyine dokunmuş insanlar, sonunda o boşluğa geldiklerinde, vaktiyle halledemedikleri meselelerini, kendileri ile buluşma meselelerini, bir çözüme kavuşturmak zorundadırlar.” Der.”gençlerin hayat bilgilerine çok büyük ihtiyaçları ymktur, çünkü onlar daha henüz hayatınher şeyine dokunmuş, o boşluğa gelmiş değillerdir. Ama ileriki yaşlarda insanların eğitime ihtiyaçları var. Aile, koca, çocuk, iş derken kadın, kendisine teğet geçmeye mecbur edliyor. Bir şey yapması daima müsadelere bağlıdır.Ailesinin müsadesine veya teşvikine, dostlarının desteklemesine, yakınlarının ‘evet’ demesine! Bu yüzden sanat eğitiminin kadına verilmesi daha önemlidir. Aşkın aslı esası, değerlerle ilgili bir buluşma girişiminden ibarettir. Bu randevu gerçekleşiyorsa, buradan zeka, duygu, şiir türer ve yaratıcı güce dönüşür…. Syf 139 İnsanın nikahlı kocasının hobisi olması ne hoş olurdu! Hobiden geçtim, insanın potansiyelinin farkında olması ne hoş olurdu! ‘Günümüz Türkiyesi’nde her başarılı kadının arkasında yetiştirilmesi gereken bir çocuk vardır. İstisnalar kaideyi bozmaz’dan, ‘Günümüz Türkiye toplumunun kafasında belirli bir çizgiye oturttuğu kadına tanıdığı özgürlük sınırsızdır. Aykırılıklar bütünüyle helal edilir’den, ‘Türkiye’de, net aylık geliri 120 milyon Türk lirası olan bir kocanın 25 yıllık karısına sadık kalma olasılığı, binde yarımdır’dan, ‘Estetik ameliyatlarla gençleşmeye çalışmak, Batıya giden bir gemide doğuya koşmaya benzer’den, ‘yaşı, eğitimi, dünya görüşü ne olursa olsun, ülkemizde falcı olayına bigane kalabilecek kadın sayısı, milyonda birdir’den, ‘cinsellik göz ardı edilemez. Kadından kadına gidecek dayanışma mutlaka gedikli kalacaktır’a, ‘sanat, insanların kendileri ile baş başa kalmalarının, kendilerine katlanmalarının tek yoludur’a, Türkiye’de, sanat bir izafi değer sanılır. Bu iyidir, bu kötüdür diyecek, saygınlığı ittifakla kabul edilmiş otoriteler olmadığına, Ülkemizde sanayiden sanat her kurumda çete kurmuş oligarşi’ye kadar… Fiktif değerler malum, serbest rekabet kurallarının oluşturduğu sahici değerler değildir. Borsada olduğu gibi, bir kağıdın değerini çoğu kez belirleyen, kağıdı çıkaran kurumun geçerli ekonomik kıstaslara göre yapılan değerlendirmeleri değil, yani bilançosunun, aktiflerinin ve planlanmış yatırımlarının, dahil olduğu sektörün yurtiçi ve yurtdışı potansiyelinin gerçekçi bir yaklaşımla değerlendirilmiş olması değil, muhtelif söylentilerle, şayialarla oluşturulan ve pompalanan taleptir. Hepimizin çok iyi bildiği gib, bazen bir kağıdın değeri hiçbir sağlam gerekçesi olmadan fırlayabildiği gibi, bazen de büyük alıcılar, hacimli alımlar yapmak, ellerindekini satmamak, tutmak gibi borsa oyunları ile fiyatları hem belirleyebilmekte hem de yüksek rakamlarda seyretmelerini sağlayabilmektedirler. Ülkemizde sanat izafidir, sanatsal değerlendirmeleri ittifakla ciddiye alaınan, belirleyici olabilecek otariteler yoktur.Otariteler olmadığı gibi, ürünlerin tüketicilerle doğrudan buluşabileceği, yani çoğunluğun tercihini değer kıstası oalark belirleyebileceğimiz serbest rekabet şartları da yoktur. Syf 180 Güzel, gizemli, güvenilir, soylu, entelektüel… Pert, büyük ve çok yönlü projelerde, mesela baraj inşaatlarında, işi, imkanlar -yani para, yani işgücü-doğrultusunda, en kısa zamanda yapabilmek için kullanılan bir verimlilik yöntemi. Esası, üretim brimlerinin, operasyonun birbirlerinin ayakalarına dolaşmadanyürütebilecekelri fazlarının aynı anda ele alınmalarına dayanıyor.Projenin en uzun süre alacak fazının tespiti ile diğer fazlarının hangilerinin hangi aşamalara kadar birbirlerinden bağımsız olduklarını tespit etmekte. … Adam daha 85’te Etibank garantisiyle yurtdışından bir kredi denkleştirdi, bununla Zeytinburnu’ndan 660 dönümlük bir arazi aldı-Orhan Asker’in arazisi, 7 milyara, üzerinde bir de çimento fabrikası vardı. Krediyi-tabii ki!-ödemedi, bıraktı, Etibank kapatsın. Etibank kapattı. Araziye ipotek koydu, adamın borcu çıktı 40 milyara. ‘Lafı mı olur, abi!’ Selim Edes yetişti.660 dönümlük arazinin 60 dönümüne UTTM’yi-Uluslar arası Ticaret Turizm Merkezi’ni inşa etti, Kurt’a da 50 daire evrdi.Kurt’da aldı bu 50 daireyi, Emlak Bankası’na 70 milyara sattı. Onlarda sevinçlerinden 46 milyara çıkmış borcu yine 40’a indirdiler, Allah bereket versin. Adam bir devlet bankasından aldığı krediyle sahip olduğu 660 dönümün %2’sini yine bir devlet bankasına satarak, çok saygın bir iş adamı oldu.Bugünlerde banka kurmak üzere. …. Aracı kurumlar bankalar gibi kredi veremezler değil mi, ama bunlar verdiler.Ahmet Bey’in hisse senetlerini onun haberi olmadan havuzdan çekip, bankaya teminat olarak verip, Mehmet Bey’e kredi açtırdılar. Bu arada, borsa yükselip Ahmet Bey’in hisse senetlerinden para kazandıktan sonra sattılar, Mehmet Bey’in teminatını çözdüler.Ya a sen geldin, para yatırdın, repo yapacaksın, ben senden parayı aldım, Mehmet Bey’e verdim, o da gitti, hisse senedi aldı, bana faiz ödedi.Anladın mı nasıl oluyor? Sana %67 ile repo yaptım diyorum karşılığı yok, öbür tarafa %120 ile veriyorum. Aradaki farkı cebe atıyorum. Ülkemiz insanları, yasaların kapsayamadığı durumları kamu çıkarları doğrultusunda yorumlayacak üst-üsluba erişmeden kurtuluş hayaldir. Öte yandan yasalardaki boşlukların kişisel çıkarlar doğrultusunda tırtıklanmaları kapitalizmin özü ve esasıdır. Kurtuluş bu beceriyi herkesin kazanmasına elveren fırsat eşitliğindedir. Ülkemiz kadınlarının kuaför kullananları arasında yapılan araştırmalara göre, saçların kişilik yansıtma oranı on binde birdir. Kuaföre giden her yüz kadından seksen beşi, kuaför kaprisinin, yüzde onu kuaför ürünlerinin kalitesinin, geri kalanı da diğer müşterilerin kurbanı olur. Marcel Proust- Hazlar ve Günler Anlayışınızı, bilginizi, şefkatinizi, zerafetinizi, duygunuzu, zekanızı kendinizden esirgemeyeceksiniz. Birlikte ürettikleir için birbirlerinin işlerine müthiş saygı geliştiriyorlar. Güğneşin batışını gotoğraflama istiyorsunuz, diyelim. Millet acıkmış eve dönelim diye tutturuyorlar. Onlara rağmen orada kalıp işinizi yapıyorsunuz. Daha uygun bir güne ertlediğinizde ne siz, ne de manzara aynı oluyor. Yine de yakaladığınız bir şeyler varsa tesadüfidir. Üstelik tecrübeniz, eksi bir.syf 264 50’li yıllarda İngilizce bilen mühendis olmak neyse, ‘90’lı yıllarda İslamiyet bilen diplomalı olmak da oymuş. Canı yeterince acımayan bu oyunda hep kazanır. Kocalar, kendilerini iplamayen kadınlara hep dönmüşlerdir.Okka altına gidenler, ipleyenlerdir. Sanat insanın kendisine katlanmasının yollarından biridir. Bir başka yolda ‘din’dir mesela.Batı dindar olamadığı için sanatkar oldu. Sanatçılar modern dünyanın papazları oldular.Din adamlarının üstlendikleri görevleri üstlendiler. Oysa inandığı bir tanrının yollarına teslim olmuş bi insanın kendisine katlanamaması söz konusu olamaz. İşlevi bellidir çünkü. İşlevi bellidir, gideceği yer bellidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder